Ülkemizin genç ve başarılı girişimcilerinden Ahmet Tokatlıoğlu ile Lemonadda’yı konuştuk

Rekabet için reklam ve tanıtıma bütçe ayrılmalı”

Kıbrıs’ın geleneksel içecekleri arasında önemli bir yere sahip limonata (Kıbrıs ağzıyla Lemonadda) “ev yapımı” haliyle çok seviliyor. Delmona Global Trading Ltd, bu geleneksel ev yapımı modeline sadık kalarak “Lemonadda” markasını yaratmayı başardı. Şirket Direktörlerinden Ahmet Tokatlıoğlu bu marka başarısını özetle kalite ve tanıtıma bağlıyor. Yerli ürün olmanın tek başına yeterli olmayacağını savunan Tokatlıoğlu, kalite ve reklama büyük önem vermek gerektiğine vurgu yapıyor.

Deniz Berkol

Eğitim Koordinatörü

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

  • Ahmet Bey öncelikle siz ve firmanız hakkında bilgi alablir miyiz?

2012 yılında ODTÜ Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldum. Bir süre Amerika’da çalıştıktan sonra, esas mesleğim sanayi olmamasına rağmen küçük aile işletmesi olan firmamızı devralma ve şirketleştirme kararı ile KKTC’ye döndüm. Ada’ya döndükten sonra Delmona Global Trading Ltd’i 3 kardeş olarak tekrardan yapılandırıp kurduk ve anne ve babamı işten emekliye çıkarıp gençler olarak firmamızı devraldık. 2012-2014 yılları arasında şirketin işleyişi ve düzene oturturtulması dönemini geçirdik. 2011 yılında kazandığımız AB Kalkınma Projesi kapsamında tesisleşmemizi tamamlayarak, ISO 22000 Gıda Güvenliği ve ISO 9001 Kalite Güvenliği sertifikalarımızı da aldık. Şirketleşme sürecimizde kümelenme stratejisi uyguladık. Muhasebe, pazarlama-reklam, dağıtım gibi departmanlar kurmak yerine şirket bünyemiz dışında konularında uzman firmalarla anlaştık. Bu konuda çok daha zaman ve maddi açıdan karlı olabileceğimizi düşünerek bu yönde karara vardık. Örneğin pazarlamacı departmanı kurup, araç satın almak münhal açıp personelleri seçip eğitmektense, bu konuda profesyonel ve başarılı firmalarla çalışma bize hem maddi katkısı hem de zaman kaybı yaşamadığımzdan hedeflerimize ulaşmakta çok yardımcı oldu. Bize göre zaman rekabet açısından çok önemli bir konudur. Rekabet ettiğimiz firmalar Türkiye’den, Avrupa’dan ithal edilen dünya markalarıdır dolayısıyla zamanı çok iyi kullanmamız gerekiyor. Kısacası sanayici kendi üretim alanına yönelip ürün kalitesini bozmadığı sürece geriye kalan ağlarda kendi bildikleri uzman oldukları görevleri yapınca zaten güzel bir marka ve ürün ortaya çıkar diye düşünmekteyim.

2015 yılında pazarlama ve reklam konularına ağırlık vermeye başladık çünkü ihtiyacımız olan bir marka yaratmaktı. Firmayı devraldığımız dönemde marka algısı çok düşüktü. Hatta ilk başlarda ürünümüz şişelerde kullandığımız nene fotoğrafları yüzünden ki gerçekte anneannemdir kendisi, neneli limonata olarak bilinmeteydi. KKTC’de hizmet veren UCHK Ajansla çalışmaya başladık. Ajansla beraber ilk önce tespit ettiğimiz konu, ürünümüzün mevcut markalaşmasının eksik olduğu ve çok daha iyi bir konumda olabileceği yönündeydi. Hedef olarak; öncelikle bir ulusal marka ve sonrasında da bir dünya markası olabilmeyi belirledik. Ajansla çalışmalarımız ve görüşmelerimiz sırasında reklamın sanayici için ne kadar önemli olduğunu anladım. Reklam ve marka algısı yaratmak için mutlaka yeterli bütçenin ayrılması gerekmektedir ve bu işte iyi olan istatistiki bilgilere sahip piyasayı takip eden profesyonellerle çalışmak şarttır. Sanayicinin en büyük yatırımı reklamdır. 2015-2016 yılının sonunda sosyal medya üzerinden istatistiki bilgi veren bir sitede hem kuzey hem de güney olmak üzerek tüm Kıbrıs’ın en hızlı büyüyüyen içecek markası olduk. Bu bizim için onur verici birşey, ben bunu ayrıca tamamen ajansın sıkı çalışması ve başarısına veriyorum. Bu başarı diğer sanayicilere bence örnek teşkil etmelidir. Markaya ve reklama çok ciddi bütçeler ayrılmalı, şu anki algının aksine önem verilmelidir. Maalesef firmalar reklam ve bu tür markalaşma aktivitelerini gereksiz görmektedirler. Ayrıca reklam açısından çok avantajlı bir ülkedeyiz. Düşünün ki Türkiye’de 80 milyona ulaşmak ne kadar zor ve konumlandırma için ekstra sıkı çalışmak gerekirken, KKTC’de bu target seçimi ve müşteriye ulaşım açısından profesyonel bir ekiple çalışıldığı takdirde çok kolay ve başarı kaçanılmazdır.

  • Piyasadaki yerli ürünler hakkındaki genel düşünceleriniz nelerdir?

Yerli ürün üretiyoruz bizi destekleyin düşüncesinden çıkılması gerektiğine inanmaktayım. Tüketicilerin markayı doğru algılamaları ve tercih etmeleri için nedenleri anlatmamız lazım. Ürünün özellikleri, faydaları, diğer ürünlerden farkları tüketiciye açık bir şekilde aktarılmalıdır, sadece yerli ürünüz bizi tercih edin demek eksiktir. Biz mesela Kıbrıs’ın Gerçek Limonatası diye sloganımızı yarattık ve bunu bir araştırma sonucunda ortaya çıkardık. Pazarda limonata vardı fakat bizden evel gerçek Kıbrıs Limonatası (yapım şekli, limonun sıkılış şekli, şekerin ekleniş şekli vb.) üreten yoktu. Dolayısıyla bizim gerçek Kıbrıs Limontası üretimi yapmamız piyasadaki diğer limonataları “diğer” yapmaktadır. Kendini firma olarak kanıtlamak, markalaşmak ve ürüne güvenmek en önemli etkenlerdir.

  • Ürünleriniz hakkında bilgi alabilirmiyiz? Hammadde seçimi hakkında bilgi alabilirmiyiz?

Genel olarak 3 çeşit ürünmüz vardır. Ana ürünümüz geleneksel cam şişelerde satılan limon şurubu (taze limon suyu ve şeker) ve mandalin suyu (taze mandalin suyu ve şeker) bunlar yıl boyunca aseptik 200 LT’lik varillerde stoklanır. Üretim planına göre, tetra pak dediğimiz karton kutu ambalaj sisteminde KOOP Süt ile anlaşmalıyız variller oraya gider ve orada suyla karıştırılıp pastörize edildikten sonra dolum yapılır. Bu pastörizasyon neticesinde ürünlerin hiç katkı maddesi kullanılmadan 1 yıl raf ömrü olur.

İkinci çeşit ürünümüz, bu yıl Haziran ayında üretime başladığımız sodalı limonatamızdır. Yine burda da kümeleme yöntemiyle Sema İçkileri ile birlikte çalışmatayız. Yine aynı şekilde varillerde lionatalarımız gider, su ve karbondioksit ile karıştırıldıktan sonra sodalı limonata haline gelir ve teneklere doldurulur.

Narenciyenin dönemi olan Ocak-Şubat aylarında üretimi yapmaktayız. Kendi bahçemiz olmadığından her yıl limon ve mandalina bahçelerini kapatıp anlaşmalarımızı yapıyoruz. Belirli dönemlerde de topluyoruz.

Bu yıl ülkemiz limon sıkıntısı yaşadı ve bu durum bizi de etkiledi. Bu sıkıntının plansız üretimden kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Tarım ile ilgili Bakanlığın ülkedeki rekolteden haberi yoktur. Bu yıl tüm ürünü yaklaşık 6000 ton’a yakın ihraç ettiler. Ayrıca limon ağaçlarının kesilip king dediğimiz türden mandalin aşılanması da bu sıkıntıları doğurmuştur. Narenciyenin altını limondur, şimdi maalesef limonun marketlerde fiyatı 12 TL’ye kadar yükseldi. Önerim bu ürüne ihtiyaç olduğundan teşvik sistemi uygulanmasıdır. Limon ağaçlarını aşılayıp mandalin veya portakala dönüştürmek yerine tam tersine ağaçlardan dökülüp toplanmayan portakal ağaçlarının limona dönüştürülmesi daha ileriye dönük hareket olacaktır. Bunun dışında soğuk hava depoları, iklimlendirme, seralama yöntemleri ile bu sorun çözülebilir. Örneğin Lapta bir zamanlar en büyük limon bölgesiydi şimdi imara açıldığından bahçeler hep kesilip inşaata dönüşmüş durumdadır. Diğer bir taraftan Devletin çok müdahale etmesi taraftarı olmadığım halde bir fiyatlandırma politikasının olmayışı aslında üretici için bir sıkıntıdır. Örneğin üretici yıl boyunca sulama, elektrik giderleri gibi masraflarına 1000 TL harcamışsa toplayıp ürünü sattığında 900 Tl civarında bir miktar alır. Bu şekilde olduğundan üretici de vazgeçmeye ve bahçeleri kesmeye satmaya başlamıştır.

  • Sektörünüzde yaşadığınız zorluk var mı? Ne gibi önerileriniz var?

En büyük sıkıntı devletin üretime ve üreticiye katkısının olmamasıdır. Yanıbaşımızda Güney Kıbrıs büyük bir potansiyeldir. Yeşil Hat tüzüğü kapsamında olmadığımızdan oraya ürün satamamaktayız. Güneyle ilgili sıkıntımız da şudur; oradaki Sanayi bakanlığı’nın demecine göre Kuzey’deki üreticiyi denetleyemediklerinden dolayı ilgili standartlarda da üretim yaptığnı bilemediğimizden bu gibi tarımla üretilen ürünler kapsam dışındadır. Biliyorsunuz Hellim konusunda da bu gibi sıkıntılar yaşandığından bağımsız denetçi bir kurum kurulmasıyla ve denetimleri bu kurumun yapmasıyla birlikte bu sıkıntılar giderilecektir. Bu gibi çözümlerin sadece hellimde değil diğer tarım alanlarına da uygulanabilir olduğunu düşünmekteyim. Firma olarak biz ürettiğimiz ürüne güveniyoruz, AB standartlarında olduğunu da biliyoruz, gerekli görülen başka sertifikalar varsa onları da almaya hazırız fakat bu girişimler yapılmadığı sürece hükümetler olarak biz yanı başımızda ve kuzeyin 2-3 katı olan pazara giremiyoruz.

İkinci konu da ürünlerimizi Türkiye’ye gönderememizdir. Kıyı ticareti anlaşmasında limonata dahildir fakat orda yer alan bir maddeye göre ürün içeriğinde Türk şekeri kullanma zorunluluğu yer almaktadır. Biz de KKTC’deki büyükelçiliğe giderek şeker ithal etmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Son 4 yıldır Türkiye’deki iç pazardaki tüketim üretimi bitirdiği için maalesef ihracata kota açmamaktadırlar. Durum böyle olunca biz şekeri alamıyoruz. Bu konuyla ilgili Büyükelçiliğe derdimizi ve talebimizi anlattık şu an müzakereler devam etmektedir. Umarım bir sonuca varır ve Türkiye pazarına giriş yapabiliriz.

  • İleriye yönelik hedefleriniz nelerdir?

Otellere yönelik birkaç çalışmamız var. Kahvaltılarda kullanılmak üzere buzluk ve dispanser denilen aparatları da sağlayacak şekilde irtibatlarımız sürüyor. 1 yıl içerisinde otel, restauran ve cafe sektörlerinin üretim ağını ayırıp dağıtımı aynı tutarak devam etmeyi planlamaktayız. Bu alanlara talebe yönelik daha uygun daha büyük ambalaj ve üretim yöntemleriyle hizmet vermeyi hedefliyoruz.

Bu yıl İngiltere’ye tetra pak üründe limonata ihracatına başladık. 2016’yı ihracat yılı olarak hedeflemiştik ve en zorlu ülkelerden biri olan İngiltere ile başardık. Talepler oldukça iyi, burdaki reklamları takip edip de ürünü isteyenler var. Bir sonraki ihracatımızda teneke ürünümüzü yani sodalı limonatayı da göndereceğiz. İkinci hedef olarak da ihracat için orta doğu ve körfez ülkelerini düşünmekteyiz. Tabii bunların yanında esas amacımız iç piyasada da hacmimizi büyütmeye ve gerçekten ulusal marka sürecini tamamlayı artık dünya markası hedefiyle hedefi büyütmektir.