Röportaj - Bozkaya Ltd. Direktörü Mahmut Sarper “Kum ve çakılını her ülke kendisi karşılar”

Röportaj - Bozkaya Ltd. Direktörü Mahmut Sarper “Kum ve çakılını her ülke kendisi karşılar”

 Deniz Berkol

Eğitim Koordinatörü

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Ülkemizde dünya standartlarına uygun taşocağı işletmeciliği yapan Bozkaya Ltd. Direktörü Mahmut Sarper ve şirketin hazır beton bölüm sorumlusu Damla Karadeniz ile görüştük. 3 nesil taşocakcılığı yaptıklarını belirten Bozkaya ailesi, “Çevreci arkadaşlarımızın dikkate alması gereken ve maalesef hiç dikkat etmedikleri bazı hususlar vardır. Eğer bir ülkenin kum çakıl gibi ürünlerine ihtiyacı varsa bu bir şekilde kendi yerel kaynaklarıyla üretilecek. Yani yurtdışından getirirerek başka bir ülkenin dağını kullanmak evrensel bir çevrecilik değildir. Tüm dünya da bu tür ihtiyacını kendi ülkesinde üretiyor.”

  • Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz lütfen?

Mahmut Sarper: 1957 Küçükkaymaklı Lefkoşa doğumluyum. Evliyim ve 3 kız babasıyım. Elektrik Mühendisiyim ve 1980’den beri aile şirketi olan Bozkaya Ltd.’de çalışmaktayım. Ben 3. nesil taşocakçıyım. İlk olarak rahmetlik dedem Baf’da bu işe başlamıştı sonra babam devam ettirdi.

Damla Karadeniz: 1985 Lefkoşa doğumluyum Berlin Hamburg Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği bölümünden mezun oldum aynı zamanda çevre mühendisliği okudum. 2015 yılında da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açmış olduğu İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlık kurslarından sertfikamı aldım. Bozkaya Ltd’de hem hazır beton hem de kalite ve üretim sistemlerinden sorumluyum.

  • Firmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Mahmut Sarper: Bozkaya Ltd.’i 1977’de babam kurdu. Daha sonra ben teslim aldım şu anda direktör ve hissedarıyım artık yavaş yavaş da çocuklarım devam ettirmek için göreve başladılar. Baba mesleği olmasının büyük bir katkısı olmasının yanında bu mesleği seçmemde tek etken değil çünkü çok severek yapmaktayım. Madencilik sektörü bence alışkanlıktır ve girdin mi çıkamazsın.

Taşocakcılığı madencilik bölümümüzde beton santrallerine, asfalt şantiyelerine müteahhitlere inşaat sektörüne Agrega, (kum ve çakıl) hizmeti vermekteyiz. Bunun yanında iki yıldır hazır beton sektörüne girdik ve bu alanda da faaliyet göstermekteyiz. Toplam 7 mikserimiz ve 30’a yakın personelimizle hizmet vermekteyiz. Müşterilerimizden memnunum, kaliteyi isteyen bizimle çalışmaktadır.

Damla Karadeniz: Bizim amacımız zamanında dedemizin kurduğu babamın geliştirdiği işi daha da geliştirip ve onların kurduğu Bozkaya Ltd’i utandırmadan devam ettirmek. Bu sebeple ürün ve hizmet kalitesi bizler için çok önemlidir. Daha iyi hizmet için laboratuvar kurduk ve denetimlerimizi sürekli yapıyoruz.

  • Yeni faaliyet alanınız hazır beton hakkında bilgi alabir miyiz?

Damla Karadeniz: Hazır beton alanına girmeden evel ciddi bir hazırlık sürecimiz oldu. Şirket olarak hep en önde ttuğumuz ürünün kalitesi, standartları ve müşteri menuniyeti bizim olmazsa olmazımızdır. Beton sektörüne girmeden önce ilk yaptığımız iş betonla ilgili akredite edilmiş inşaat laboratuvarımızı kurmak oldu. Üretime başlamadan evel aylarca ürünümüzü hazırlayıp test ettik. 2014 yılında da hazır beton alanında hizmetlerimize başladık.

Mahmut Sarper: Sektöre giriş yapma sebebimiz tamamıyle devletin madencilik sektörüne yönelik yanlış politikalarıdır. Ne yazık ki iktidardakiler bizim müşteri olarak kabul ettiğimiz kişileri o ya da bu şekilde taşocakcılığı sektörüne aldılar ve hepsi madenci olunca doğal olarak pazarımız daraldı ve bizde beton sektörüne girmeye karar verip böyle bir adım attık. Nihayetinde bu sektör de bozulmaya başlarsa inşaat sektörüne girip müteahhit olacağız sonuçta bir yaşam mücadelesi vermekteyiz. Ama söyleyebileceğim tek şey vizyonumuzdan vazgeçmeden bu sektörde de yürümeye devam edeceğiz.

  • Sektörünüzdeki zorluklar nelerdir? Ne gibi önlemler ve önerileriniz var?

Mahmut Sarper: Aslında yıllardır üzerinde durduğumuz ve başarılı olamadığımız tek konu var; herkes işini yapsın. Mesela bu kadar yıldan sonra ben betonculuğu öğrendim. Altyapı hizmetleri kurum ve kişilerin müteahhitlik yapması ve baştan sona kadar tüm üretimleri kendisinin yapması bence hoş değildir.

Sektördeki en büyük sıkıntıya gelecek olursak, bu işe gönül verip yapan kişilerin sayısının fazla olması ki bu da yine devletin yanlışıdır. Herhangi bir istatistiki bilginin olmayışı sebebiyle herkese ocak izni verilmesi, betoncu ve müteahhit olma yetkilerinin kolayca verilmesidir. Sonuçta aynı sektörde çalışanların fazlalığı sebebiyle inanılmaz rekabetçi bir ortam yaratıldı. Rekabet çevresel açıdan bakılacak olursa kaliteyi ve ucuzluğu getirmesi gerekirken, içinde bulunduğumuz vahşi rekabette kalitesizliği doğurmuştur. Bu kalitesizliği ve hammaddenin eksik kullanımları gibi durumları ülkemizde maalesef denetleyecek herhangi bir kurum yok. Biz firma olarak laboratuvarlarda mutlaka denetimlerimizi sürekli olarak yapmaktayız. Rakiplerimizle biz fiyatla değil, hizmet sektöründe rekabet etmek istiyoruz. Devletin belli bir sayı belirleyip bunun üzerine çıkmaması gerkiyor. Bir yatırım bir işyeri açılacağında DPÖ, YAGA gibi istatistiki bilgilerin gözden geçirilip bu kurumlardan mutlaka görüş alınıp ve bu görüşler doğrultusunda izinler ve yetkiler verilmelidir.

  • Akaryakıt ve elektriğe yapılan zamalarla ve dövizin artışı ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Mahmut Sarper: Zamlar tamamiyle saçmalıktır ve akıl almaz bir olaydır. Hükmedenlerin hiç bir şekilde üretici ve tüketiciyi düşünmeden aldıkları kararlardır. Akaryakıta yapılan zam kabul edilebilir birşey değil ve %50’nin üzerinde Devlete fon olarak geri gittiğini biliyorum. Özellikle dövizin fırladığı bu dönemde hükümet bence kendi ayağına kurşun sıkmaktadır. Elektriğe yapılan %20’lik zam çok ciddi bir rakamdır. Mecburen biz de fiyatlarımızda artış yapmak durumunda kalıyoruz ve hammadde almakta zorlanacağız, bu bir zincirdir.

Damla Karadeniz: Gelir aynı ve gider her gün artmakta olduğundan çalışanlarımıza da artış yapmakta zorlanmaktayız. Eğer olası bir anlaşma olursa taşocakcılığı sektörümüzde rekabet edebilecek düzeyde olduğumuzu düşünüyorum. Fiyat konusunda da kalite konusunda da oldukça iyiyiz. Ama bu şekilde zamlar devam ederse önce üreticiler batacak, sonra da kredi sağayan bankalar batacaktır.

  • Çevre Platformlarının sektörünüz ve doğanın tahrip edilmesi hakkında düşüncelerini nasıl yorumluyorsunuz?

Mahmut Sarper: Madenci olduğum için belki de çoğu insan gülüp geçecektir ama ülkede yüz çevreci varsa bunlardan biri de ben olduğuma inanıyorum. Biz bu şirketi kurduğumuzda özellikle Annan Planı döneminde Güney Kıbrıs’a ihracat belgelendirmelerine çok büyük önem verdik.

Damla Karadeniz: Şu anda şirketimizin CE belgeleri, beton ve asfaltla ilgili ürün ve kalite belgeleri, OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği, ISO 9001, 14001 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 17025 Laboratuar Akreditasyon Yeterlilik Belgemiz mevcuttur.

Mahmut Sarper: Çevreci arkadaşlarımızın dikkate alması gereken ve maalesef hiç dikkat etmedikleri bazı hususlar vardır. Eğer bir ülkenin kum çakıl gibi ürünlerine ihtiyacı varsa bu bir şekilde kendi yerel kaynaklarıyla üretilecek. Yani yurtdışından getirirerek başka bir ülkenin dağını kullanmak evrensel bir çevrecilik değildir. Tüm dünya da bu tür ihtiyacını kendi ülkesinde üretiyor. Ada ülkeleri Malta, Girit ve Rodos dahil hepsinin taşocakları mevcuttur. Olay burada görsel çevre kirliliğini olabildiğince minimize etmektir. Hükümetlerin aldığı bir karar var ve ben doğru buluyor ve destekliyorum bu kararı şöyle deniliyor: Beşparmak dağları silüetini bozacak şekilde asla ocak kurulmayacak. Ve baktığımızda bir ocak hariç hiç kurulmadı. O kurulan da devlete ait ve sadece Girne liman yapımı için açılan ve sonrasında kapatılan bir ocaktır. Sonra dediler ki uçak ve gemi güzergahları kuzeydendir ve bu alanlardan gelirken ocaklar görünmesin diye kuzey sahili boyunca hiç ocak izni verilmedi. Sonra dediler ki Beşparmak sıradağlarının ana akiferinden alınmasın. Şu anda bizim işlettiğimiz taşocaklarının tümü bu ana akiferin önündeki küçük tepeciklerdir. Bir tek ana akiferle çalışan yine devlet olmuştur. Toplamda 4-5 adet taşocağı yeterli olup çok fazla kirlilikte yaratmadan bu ihtiyacı karşılayabilecekken, bu sayının 15-16’lara çıkarılmasına ve bu kirliliğin oluşmasına sebep biz değiliz. Açıkcası Beşparmaklara baktığımda boydan boya oyukluk görmek benim de hoşuma gitmiyor.

Damla Karadeniz: Benim bu konuda eklemek istediğim ayrıca bizde de suç olduğudur ki kendimizi yeterince anlatamadık. Ben inşaat mühendisiyim aynı zamanda çevre mühendisiyim ve yine aynı zamanda İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanıyım. Çevreye zarar diye bir ibare yok aslında çevreye etkisi demek daha doğru olacaktır. Biz burada düzenli olarak çevreye etki analizlerimizi yapmaktayız. Nedir bu çevreye etkiler; mesela Jeoloji ve Maden Dairesi’nin olmazsa olmaz yasasında geçen, bir taşocağı akiferlerden en az 100 metre ileride olabilir ve hiçbir ocak bu akiferlerin yanında bulunmamaktadır. Dolayısıyla su kaynaklarının zarar görmesi gibi birşey söz konusu olamaz. Ağaçlandırma konusunda da birşey söylemek isterim bu alanlarda onbinlerce ağaç dikimi yapılmıştır. Firma olarak biz 9 Eylül İkokulu’ndan öğrencileri getirip ağaç dikme etkinliği bile yaptık. Bunu yanında teraslandırma sistemimiz vardır. Beşparmak Dağlarını bir A4 kağıdı örnek alırsak, bütün taşocakları toplamda bir kalemin ucu büyüklüğündedir. Çevreciler bu konularla ilgili seminler düzenliyorlar yazıp çiziyorlar fakat bir kişi de gelip burada inceleme yapıp görüş almıyor. Denetim yok diyorlar, bu ülkede bu kadar sık denetlenen başka bir sektör yoktur. Yıllık denetlemelere Jeoloji Maden Dairesi, Orman Dairesi, Patlayıcılar Dairesi, Çevre Dairesi hepsi gelmektedir. Bu taraftan ISO denetimlerimiz de sürekli sürüyor. Bir de haftada bir Jeoloji Maden Dairesi habersiz denetim yapmaktadır. Bunu halk bilmiyor ve maalesef onlar dağı oyup denetimsiz bir şekilde bu işi yaptığımızı düşünüyorlar. İşte bizdeki hata da bunları yeteri kadar belki de anlatmayışımızdandır.