Röportaj - Bozkaya Ltd. Direktörü Mahmut Sarper “Kum ve çakılını her ülke kendisi karşılar”

Röportaj - Bozkaya Ltd. Direktörü Mahmut Sarper “Kum ve çakılını her ülke kendisi karşılar”

 Deniz Berkol

Eğitim Koordinatörü

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Ülkemizde dünya standartlarına uygun taşocağı işletmeciliği yapan Bozkaya Ltd. Direktörü Mahmut Sarper ve şirketin hazır beton bölüm sorumlusu Damla Karadeniz ile görüştük. 3 nesil taşocakcılığı yaptıklarını belirten Bozkaya ailesi, “Çevreci arkadaşlarımızın dikkate alması gereken ve maalesef hiç dikkat etmedikleri bazı hususlar vardır. Eğer bir ülkenin kum çakıl gibi ürünlerine ihtiyacı varsa bu bir şekilde kendi yerel kaynaklarıyla üretilecek. Yani yurtdışından getirirerek başka bir ülkenin dağını kullanmak evrensel bir çevrecilik değildir. Tüm dünya da bu tür ihtiyacını kendi ülkesinde üretiyor.”

  • Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz lütfen?

Mahmut Sarper: 1957 Küçükkaymaklı Lefkoşa doğumluyum. Evliyim ve 3 kız babasıyım. Elektrik Mühendisiyim ve 1980’den beri aile şirketi olan Bozkaya Ltd.’de çalışmaktayım. Ben 3. nesil taşocakçıyım. İlk olarak rahmetlik dedem Baf’da bu işe başlamıştı sonra babam devam ettirdi.

Damla Karadeniz: 1985 Lefkoşa doğumluyum Berlin Hamburg Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği bölümünden mezun oldum aynı zamanda çevre mühendisliği okudum. 2015 yılında da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açmış olduğu İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlık kurslarından sertfikamı aldım. Bozkaya Ltd’de hem hazır beton hem de kalite ve üretim sistemlerinden sorumluyum.

  • Firmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Mahmut Sarper: Bozkaya Ltd.’i 1977’de babam kurdu. Daha sonra ben teslim aldım şu anda direktör ve hissedarıyım artık yavaş yavaş da çocuklarım devam ettirmek için göreve başladılar. Baba mesleği olmasının büyük bir katkısı olmasının yanında bu mesleği seçmemde tek etken değil çünkü çok severek yapmaktayım. Madencilik sektörü bence alışkanlıktır ve girdin mi çıkamazsın.

Taşocakcılığı madencilik bölümümüzde beton santrallerine, asfalt şantiyelerine müteahhitlere inşaat sektörüne Agrega, (kum ve çakıl) hizmeti vermekteyiz. Bunun yanında iki yıldır hazır beton sektörüne girdik ve bu alanda da faaliyet göstermekteyiz. Toplam 7 mikserimiz ve 30’a yakın personelimizle hizmet vermekteyiz. Müşterilerimizden memnunum, kaliteyi isteyen bizimle çalışmaktadır.

Damla Karadeniz: Bizim amacımız zamanında dedemizin kurduğu babamın geliştirdiği işi daha da geliştirip ve onların kurduğu Bozkaya Ltd’i utandırmadan devam ettirmek. Bu sebeple ürün ve hizmet kalitesi bizler için çok önemlidir. Daha iyi hizmet için laboratuvar kurduk ve denetimlerimizi sürekli yapıyoruz.

  • Yeni faaliyet alanınız hazır beton hakkında bilgi alabir miyiz?

Damla Karadeniz: Hazır beton alanına girmeden evel ciddi bir hazırlık sürecimiz oldu. Şirket olarak hep en önde ttuğumuz ürünün kalitesi, standartları ve müşteri menuniyeti bizim olmazsa olmazımızdır. Beton sektörüne girmeden önce ilk yaptığımız iş betonla ilgili akredite edilmiş inşaat laboratuvarımızı kurmak oldu. Üretime başlamadan evel aylarca ürünümüzü hazırlayıp test ettik. 2014 yılında da hazır beton alanında hizmetlerimize başladık.

Mahmut Sarper: Sektöre giriş yapma sebebimiz tamamıyle devletin madencilik sektörüne yönelik yanlış politikalarıdır. Ne yazık ki iktidardakiler bizim müşteri olarak kabul ettiğimiz kişileri o ya da bu şekilde taşocakcılığı sektörüne aldılar ve hepsi madenci olunca doğal olarak pazarımız daraldı ve bizde beton sektörüne girmeye karar verip böyle bir adım attık. Nihayetinde bu sektör de bozulmaya başlarsa inşaat sektörüne girip müteahhit olacağız sonuçta bir yaşam mücadelesi vermekteyiz. Ama söyleyebileceğim tek şey vizyonumuzdan vazgeçmeden bu sektörde de yürümeye devam edeceğiz.

  • Sektörünüzdeki zorluklar nelerdir? Ne gibi önlemler ve önerileriniz var?

Mahmut Sarper: Aslında yıllardır üzerinde durduğumuz ve başarılı olamadığımız tek konu var; herkes işini yapsın. Mesela bu kadar yıldan sonra ben betonculuğu öğrendim. Altyapı hizmetleri kurum ve kişilerin müteahhitlik yapması ve baştan sona kadar tüm üretimleri kendisinin yapması bence hoş değildir.

Sektördeki en büyük sıkıntıya gelecek olursak, bu işe gönül verip yapan kişilerin sayısının fazla olması ki bu da yine devletin yanlışıdır. Herhangi bir istatistiki bilginin olmayışı sebebiyle herkese ocak izni verilmesi, betoncu ve müteahhit olma yetkilerinin kolayca verilmesidir. Sonuçta aynı sektörde çalışanların fazlalığı sebebiyle inanılmaz rekabetçi bir ortam yaratıldı. Rekabet çevresel açıdan bakılacak olursa kaliteyi ve ucuzluğu getirmesi gerekirken, içinde bulunduğumuz vahşi rekabette kalitesizliği doğurmuştur. Bu kalitesizliği ve hammaddenin eksik kullanımları gibi durumları ülkemizde maalesef denetleyecek herhangi bir kurum yok. Biz firma olarak laboratuvarlarda mutlaka denetimlerimizi sürekli olarak yapmaktayız. Rakiplerimizle biz fiyatla değil, hizmet sektöründe rekabet etmek istiyoruz. Devletin belli bir sayı belirleyip bunun üzerine çıkmaması gerkiyor. Bir yatırım bir işyeri açılacağında DPÖ, YAGA gibi istatistiki bilgilerin gözden geçirilip bu kurumlardan mutlaka görüş alınıp ve bu görüşler doğrultusunda izinler ve yetkiler verilmelidir.

  • Akaryakıt ve elektriğe yapılan zamalarla ve dövizin artışı ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Mahmut Sarper: Zamlar tamamiyle saçmalıktır ve akıl almaz bir olaydır. Hükmedenlerin hiç bir şekilde üretici ve tüketiciyi düşünmeden aldıkları kararlardır. Akaryakıta yapılan zam kabul edilebilir birşey değil ve %50’nin üzerinde Devlete fon olarak geri gittiğini biliyorum. Özellikle dövizin fırladığı bu dönemde hükümet bence kendi ayağına kurşun sıkmaktadır. Elektriğe yapılan %20’lik zam çok ciddi bir rakamdır. Mecburen biz de fiyatlarımızda artış yapmak durumunda kalıyoruz ve hammadde almakta zorlanacağız, bu bir zincirdir.

Damla Karadeniz: Gelir aynı ve gider her gün artmakta olduğundan çalışanlarımıza da artış yapmakta zorlanmaktayız. Eğer olası bir anlaşma olursa taşocakcılığı sektörümüzde rekabet edebilecek düzeyde olduğumuzu düşünüyorum. Fiyat konusunda da kalite konusunda da oldukça iyiyiz. Ama bu şekilde zamlar devam ederse önce üreticiler batacak, sonra da kredi sağayan bankalar batacaktır.

  • Çevre Platformlarının sektörünüz ve doğanın tahrip edilmesi hakkında düşüncelerini nasıl yorumluyorsunuz?

Mahmut Sarper: Madenci olduğum için belki de çoğu insan gülüp geçecektir ama ülkede yüz çevreci varsa bunlardan biri de ben olduğuma inanıyorum. Biz bu şirketi kurduğumuzda özellikle Annan Planı döneminde Güney Kıbrıs’a ihracat belgelendirmelerine çok büyük önem verdik.

Damla Karadeniz: Şu anda şirketimizin CE belgeleri, beton ve asfaltla ilgili ürün ve kalite belgeleri, OHSAS 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği, ISO 9001, 14001 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve ISO 17025 Laboratuar Akreditasyon Yeterlilik Belgemiz mevcuttur.

Mahmut Sarper: Çevreci arkadaşlarımızın dikkate alması gereken ve maalesef hiç dikkat etmedikleri bazı hususlar vardır. Eğer bir ülkenin kum çakıl gibi ürünlerine ihtiyacı varsa bu bir şekilde kendi yerel kaynaklarıyla üretilecek. Yani yurtdışından getirirerek başka bir ülkenin dağını kullanmak evrensel bir çevrecilik değildir. Tüm dünya da bu tür ihtiyacını kendi ülkesinde üretiyor. Ada ülkeleri Malta, Girit ve Rodos dahil hepsinin taşocakları mevcuttur. Olay burada görsel çevre kirliliğini olabildiğince minimize etmektir. Hükümetlerin aldığı bir karar var ve ben doğru buluyor ve destekliyorum bu kararı şöyle deniliyor: Beşparmak dağları silüetini bozacak şekilde asla ocak kurulmayacak. Ve baktığımızda bir ocak hariç hiç kurulmadı. O kurulan da devlete ait ve sadece Girne liman yapımı için açılan ve sonrasında kapatılan bir ocaktır. Sonra dediler ki uçak ve gemi güzergahları kuzeydendir ve bu alanlardan gelirken ocaklar görünmesin diye kuzey sahili boyunca hiç ocak izni verilmedi. Sonra dediler ki Beşparmak sıradağlarının ana akiferinden alınmasın. Şu anda bizim işlettiğimiz taşocaklarının tümü bu ana akiferin önündeki küçük tepeciklerdir. Bir tek ana akiferle çalışan yine devlet olmuştur. Toplamda 4-5 adet taşocağı yeterli olup çok fazla kirlilikte yaratmadan bu ihtiyacı karşılayabilecekken, bu sayının 15-16’lara çıkarılmasına ve bu kirliliğin oluşmasına sebep biz değiliz. Açıkcası Beşparmaklara baktığımda boydan boya oyukluk görmek benim de hoşuma gitmiyor.

Damla Karadeniz: Benim bu konuda eklemek istediğim ayrıca bizde de suç olduğudur ki kendimizi yeterince anlatamadık. Ben inşaat mühendisiyim aynı zamanda çevre mühendisiyim ve yine aynı zamanda İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanıyım. Çevreye zarar diye bir ibare yok aslında çevreye etkisi demek daha doğru olacaktır. Biz burada düzenli olarak çevreye etki analizlerimizi yapmaktayız. Nedir bu çevreye etkiler; mesela Jeoloji ve Maden Dairesi’nin olmazsa olmaz yasasında geçen, bir taşocağı akiferlerden en az 100 metre ileride olabilir ve hiçbir ocak bu akiferlerin yanında bulunmamaktadır. Dolayısıyla su kaynaklarının zarar görmesi gibi birşey söz konusu olamaz. Ağaçlandırma konusunda da birşey söylemek isterim bu alanlarda onbinlerce ağaç dikimi yapılmıştır. Firma olarak biz 9 Eylül İkokulu’ndan öğrencileri getirip ağaç dikme etkinliği bile yaptık. Bunu yanında teraslandırma sistemimiz vardır. Beşparmak Dağlarını bir A4 kağıdı örnek alırsak, bütün taşocakları toplamda bir kalemin ucu büyüklüğündedir. Çevreciler bu konularla ilgili seminler düzenliyorlar yazıp çiziyorlar fakat bir kişi de gelip burada inceleme yapıp görüş almıyor. Denetim yok diyorlar, bu ülkede bu kadar sık denetlenen başka bir sektör yoktur. Yıllık denetlemelere Jeoloji Maden Dairesi, Orman Dairesi, Patlayıcılar Dairesi, Çevre Dairesi hepsi gelmektedir. Bu taraftan ISO denetimlerimiz de sürekli sürüyor. Bir de haftada bir Jeoloji Maden Dairesi habersiz denetim yapmaktadır. Bunu halk bilmiyor ve maalesef onlar dağı oyup denetimsiz bir şekilde bu işi yaptığımızı düşünüyorlar. İşte bizdeki hata da bunları yeteri kadar belki de anlatmayışımızdandır.

 


 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Elektronik İmza ile tanışıyor

Denizler Bilişim Hizmetleri & MOSO Technologies şirketlerinin ortak girişimi olan "e-imza KIBRIS", Kıbrıs’ın ilk Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcısı oldu.

“Elektronik İmza”, elektronik dokümanları imzalamak için kullanılan ve ıslak imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahip olan elektronik veriyi ifade eder. Elektronik İmza, elektronik işlemlerde gönderilen bilginin yolda değişmediğini, gönderen kişiye ait olduğunu ve inkar edilemeyeceğini garantiler. Elektronik İmza, Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu (BTHK) tarafından onaylı Elektronit Sertifika Hizmet Sağlayıcı (ESHS) tarafından sunulmaktadır.

e-imza KIBRIS, Zaman Damgası Hizmet Sağlayıcısı olarak, elektronik ortamda yapılan işlemlerin kayıt altına alınması; elektronik verilerin üretildiği ve değiştirildiği zamanın tespit edilmesini sağlamakta; özelinde de yenilikçi servisler sunmaktadır. Böylece bilgisayar ortamında yer alan ve elektronik olarak atılan zaman damgası ile işlemin yapıldığı andan itibaren hiçbir değişiklik yapılmadığı yasal olarak kanıtlanabilmektedir.

Denizler Bilişim Hizmetleri Genel Müdürü Lisani DENİZ, Elektronik İmza’nın dijital yaşama geçişte kilit rol oynağıdını söyledi. “Dünyada Elektronik imza, son dönemde e-devlet ve elektronik güvenlik alanında en önemli uygulamalardan biri” diyen Deniz, Elektronik İmza’nın gerek kamu sektörü, gerekse özel sektörde elektronik yaşama geçişte anahtar bir rol üstlenmeye devam ettiiğine dikkat çekti. Deniz, şöyle konuştu: “Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu’ndan aldığı yetkiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ilk elektronik imza hizmeti veren kurum olan e-imza KIBRIS, yetkilendirildiği 9 Eylül 2016 tarihinden itibaren, müşterilerine 2016 yıl sonuna kader e-imza ürün ve hizmetlerinde yüzde 15 indirimli sahip olma imkanı sunacak. Elektronik imza başvurularını www.e-imzakibris.com adresinden online yapıp satın alabilecekler.Elektronik İmza; e-devlet, e-şirket ve e-vatandaş gibi tanımların altında yatan mantığın olmazsa olmazı. e-imza KIBRIS bu konuda üstlendiği misyon uyarınca Elektronik İmza’nın yaygınlaşması için önemli bir çalışma başlattı. Elektronik İmza’nın yaygınlaşması devletin vatandaşlara, şirketlerin de müşteri ve çalışanlarına daha iyi hizmet veriyor olması anlamına geliyor.’’

MOSO Technologies Genel Müdürü Cüneyt ÇERKEZ de, e-imza KIBRIS’ın “yerinde kimlik tespiti ve kurulum” hizmetiyle müşterilerine büyük kolaylık sağladığına dikkat çekti. ÇERKEZ, sağladıkları hizmeti şöyle anlattı: ‘’Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcısı (ESHS) olan ‘’e-imza KIBRIS’’olarak biz de iş yoğunluğu nedeniyle elektronik imza sahibi olma fırsatı bulamayanlara tüm Kuzey Kıbrıs’ta ‘yerinde kimlik tespiti’ ve ‘yerinde kurulum’ hizmetleri sunarak büyük kolaylık sağlıyoruz. 93/2007 Sayılı Elektronik İmza Yasası, Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcı kurumlar için “yüz yüze kimlik tespiti”ni zorunlu tutuyor. Bu durum, özellikle de yoğun bir iş temposuyla çalışan kişiler için sıkıntı yaratabiliyor. Yerinde kimlik tespiti uygulamamız, başvuruda bulunan kişilerin telefon ile aranması, ortak bir randevu zamanının belirlenmesi ve başvuru sahiplerinin belirlediği adreslere gidilerek kimlik tespiti yapılması süreçlerini ve telefonla teknik destek hizmetini kapsıyor. ‘Yerinde kurulum’ hizmeti ise, elektronik imzaların kullanılabilmesi için elektronik sertifikaların içinde bulunduğu akıllı çubukların (e-token) bilgisayarlara kurulması, tanıtılması ve gerekli ayarlarının yapılmasını içeriyor’’. ÇERKEZ, sağladıkları hizmet kolaylıklarına ilişkin bilgi verirken yenilikçi gelişmenin önemine de vurgu yaptı: “e-imza KIBRIS olarak inovasyonu, ‘doğru’ iş yapmanın en önemli özelliklerinden biri olarak görüyoruz. Bizim için inovasyon, yaptığı iş konusunda sürekli olarak kafa yormak, iyileştirmek ve işin genel içerik ve yararlarının ötesinde toplum için ‘faydaya dönüşebilecek’ yeni içerik ve özelliklerle yeni projeleri hayata geçirmektir. e-imza KIBRIS’ı benzer işi yapan diğer kurumlardan ayıran en önemli özellik, bir ‘beceri merkezi’ olması ve içinde yeni fikirler barındıran birçok uygulamada öncü rolünü üstlenmesidir.”

e-imza KIBRIS’la kamuda e-devlet uygulamaları, online dava açma, adres değişikliği bildirimleri vb; özel sektörde ise banka talimatları, bayi ağı iletişiminde sipariş süreci, çalışan hizmet sözleşmeleri vb ıslak imza gerektiren tüm işlemlerde kullanılabilecektir. Dünyadaki örneklerine baktığımız zaman, e-imza kullanmaya başlayan bireylerin ayda 5 günün üzerinde zaman kazandığına da dikkat çeken ÇERKEZ şöyle konuştu: “Düşük kağıt tüketimi ülkeler için önemli bir gelişmişlik, şirketler içinse önemli bir kurumsallaşma simgesi… Elektronik İmza zaman ve maliyet konularında sağladığı faydaların yanı sıra kağıt, kartuş ve tonerlerden yapılan tasarruflarla çevreye de büyük katkılar sağlıyor. Bir insanın yıllık ortalama oksijen ihtiyacını karşılamak için 7-8 ağaç gerekiyor. e-imza KIBRIS olarak şirketlerin e-imzalı projeler üretmesine destek olmayı ve bireylerin e-imza edinmesini sağlayarak kurtaracağımız ağaçlalar sayesinde birçok insanın oksijen hakkını elinden almamış olacağız. Tüm birey ve kurumları bu duyarlılığın bir parçası olmaya davet ediyoruz. Nüfus artışı ve ekonomideki büyümenin, doğal kaynakların üzerindeki baskıyı artırarak çevrenin doğal yapısını bozmaya yönelik tehdit oluşturduğunu belirten ÇERKEZ, “Diğer yandan yaşanan hızlı teknolojik dönüşüm ve eskiden kağıt üzerinde yapılan işlemlerin elektronik ortama taşınması doğa üzerindeki bu tahribatı azaltmak için bize ciddi bir fırsat sunuyor” dedi.

Lisani Deniz, e-imza ile Fikri Mülkiyet haklarının artık sanal dünyada korunabileceğine dikkat çekti. DENİZ, bilgisayar ortamındaki verilerinizin elektronik olarak damgalandığı zamanı ve o tarihten itibaren üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadığını gösteren, herhangi bir uyuşmazlıkta delil olarak gösterilebilecek bir sayısal zaman damgası uygulamasının müjdesini de verdi.

‘’Bilgi çağında inovasyon her geçen gün hız kazanırken, bilginin yayılma hızı da artıyor. Bu durum fikri mülkiyetin korunmasını da zorlaştırmaya devam ediyor. Günümüzde geleneksel yöntemler dijital ortamda hazırlanan fikirleri korumak için yetersiz kalıyor .Bilişim ve ürün geliştirme alanında dijital ortamda çok daha fazla fikrin üretildiği, müzik ve kitap gibi içeriklerin djitalleştiği böyle bir dönemde bu durum gelişmenin önünde bir engel teşkil ediyor. e-imza KIBRIS ekibinin üzerinde çalıştığı yeni bir uygulama ile fikir ve sanat eserleri sahiplerine güvence sunulacak. Fikri Mülkiyet içeren belgelerin dijital ortamda hızlı ve güvenli bir şekilde zaman damgasıyla tasdikleyecek uygulama, Kuzey Kıbrıs’ın önde gelen bilgi ve sanat üreticilerini koruma altına alacaktır. Yazarlar, müzisyenler, tasarımcılar, audiovisual tasarım yapanlar, kurumlar, bilim adamlar, araştırmacılar, doktorlar, sağlık kuruluşları, öğrenciler, iş fikri sahipleri, icat sahipleri, fikir üretenler vb. çalışmaları fikri ve sınaî mülkiyet kapsamında sayılabilecek kişiler ile ticari sırlarına ilişkin zaman bilgisi elde etmek isteyen herkes bu uygulamadan faydalanabilecektir’’

Cüneyt ÇERKEZ de Mobil İmza müjdesi Verdi. ‘’Elektronik ortamda veya internet üzerinde imza atmamızı sağlayan bir teknoloji olan e-imza uygulamasının cep telefonlarına taşınmasıyla ortaya çıkan mobil imza, kullanıcılarının hayatını büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Normal süreçler içinde fiziksel olarak bir yere giderek ve ıslak imzamızı atarak yapılan birçok işlem, mobil imza sayesinde artık cep telefonu üzerinden yapılabiliyor. Dünyadaki kullanım örneklerine baktığımız zaman, özellikle bireysel bankacılık uygulamasında mobil imzanın çok büyük bir ağırlığı olduğu gözlemleniyor. e-imza KIBRIS, Kuzey Kıbrıs’ta mobil imza hizmetini sunabilmek için de yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürmektedir. Kurumsal alanda iş akışının düzenlenmesi, azalan yönetim ve iletişim giderleri, artan ticaret hacmi ve sosyal paydaşlar arasında kurulacak güven ağı gibi faydalar sağlayan mobil imza, bireylere de, zaman ve para tasarrufu imkânı tanımaktadır’’.

DENİZ, vatandaşlara daha hızlı ve iyi hizmet götürmenin en önemli adımlarından birinin devlet hizmetlerinin elektronik ortama taşınması olduğunu söyledi.

“e-devlet sayesinde zaman ve mekân bağımlılığı ortadan kaldırılacak, vatandaşlar da istedikleri zaman istedikleri yerden söz konusu hizmetlere ulaşabilecekler. Ayrıca devlet de gerek maliyetlerinde gerekse iş süreçlerinde son derece önemli iyileştirmeler sağlayabilecek. e-devlet uygulamasının önemli bir aşaması da hizmetlerin, vatandaşlara, bugün bilgisayarlardan çok daha yaygın bir kullanıma sahip olan mobil cihazlar üzerinden ulaştırılması yani m-devlet uygulamasıdır. Bu kapsamda sunulacak hizmetlerin en önemli unsurlarından biri de ıslak imzayı elektronik ortama taşıyan e-imza ve cep telefonlarına taşıyan mobil imzadır. e-imza KIBRIS olarak, e-devlet ve m-devlet hizmetlerinin elektronik ve mobil imzanın yaygınlaşmasına paralel olarak gelişeceğini düşünüyoruz. Bu amaç doğrultusunda yine bir ilk’i gerçekleştirmek için mobil imza uygulamasını hayata geçirmişmek için yoğun çalışmalara da devam ediyoruz. Devlet hizmetlerinin gerçek anlamda elektronik ve mobil ortama aktarılmasıyla vatandaş olarak daha iyi hizmet alabileceğimize inanıyoruz.”

ÇERKEZ, Elektronik İmza’nın kimlik doğrulamada en güvenilir yol olduğunun altını çizdi. Elektronik imzanın bankacılık işlemlerinden elektronik oy kullanımına kadar pek çok alanda yaşanabilecek her türlü hileyi ortadan kaldıracak tek sistem olduğunu ifade eden ÇERKEZ, “Elektronik İmza ile vatandaş olarak evimizden oy verebileceğimiz gibi her türlü şaibe de ortadan kalkacaktır. Bugün Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Güney Kore, Japonya ve Avrupa’nın pek çok ülkesinde nüfusun çoğunluğu Elektronik İmza kullanıyor” dedi. 

e-imzaKibrisRes1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

e-imza KIBRIS

Denizler Bilişim Hizmetleri & MOSO Technologies şirketlerinin ortak girişimi olan "e-imza KIBRIS", KKTC’de bilgi toplumuna giden yolda gerekli olan bilgi güvenliği alt yapısının tesisinde önemli bir kilometre taşı olmak amacıyla oluşturulan Elektronik İmza Ürün ve Hizmetlerinin kurumsal markasıdır.

e-imza KIBRIS, bireylere ve kurumlara bilgi güvenliği ve elektronik imza konusunda dünyada pazar lideri olan çözümler sunar. e-imza KIBRIS, kurumlara özel projeler geliştirmenin yanı sıra gelişen teknolojiye uygun kullanıcı dostu ürün ve hizmetler üzerinde de çalışmaktadır.

Detaylar için www.e-imzakibris.com web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Ülkemizin genç ve başarılı girişimcilerinden Ahmet Tokatlıoğlu ile Lemonadda’yı konuştuk

Rekabet için reklam ve tanıtıma bütçe ayrılmalı”

Kıbrıs’ın geleneksel içecekleri arasında önemli bir yere sahip limonata (Kıbrıs ağzıyla Lemonadda) “ev yapımı” haliyle çok seviliyor. Delmona Global Trading Ltd, bu geleneksel ev yapımı modeline sadık kalarak “Lemonadda” markasını yaratmayı başardı. Şirket Direktörlerinden Ahmet Tokatlıoğlu bu marka başarısını özetle kalite ve tanıtıma bağlıyor. Yerli ürün olmanın tek başına yeterli olmayacağını savunan Tokatlıoğlu, kalite ve reklama büyük önem vermek gerektiğine vurgu yapıyor.

Deniz Berkol

Eğitim Koordinatörü

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

  • Ahmet Bey öncelikle siz ve firmanız hakkında bilgi alablir miyiz?

2012 yılında ODTÜ Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldum. Bir süre Amerika’da çalıştıktan sonra, esas mesleğim sanayi olmamasına rağmen küçük aile işletmesi olan firmamızı devralma ve şirketleştirme kararı ile KKTC’ye döndüm. Ada’ya döndükten sonra Delmona Global Trading Ltd’i 3 kardeş olarak tekrardan yapılandırıp kurduk ve anne ve babamı işten emekliye çıkarıp gençler olarak firmamızı devraldık. 2012-2014 yılları arasında şirketin işleyişi ve düzene oturturtulması dönemini geçirdik. 2011 yılında kazandığımız AB Kalkınma Projesi kapsamında tesisleşmemizi tamamlayarak, ISO 22000 Gıda Güvenliği ve ISO 9001 Kalite Güvenliği sertifikalarımızı da aldık. Şirketleşme sürecimizde kümelenme stratejisi uyguladık. Muhasebe, pazarlama-reklam, dağıtım gibi departmanlar kurmak yerine şirket bünyemiz dışında konularında uzman firmalarla anlaştık. Bu konuda çok daha zaman ve maddi açıdan karlı olabileceğimizi düşünerek bu yönde karara vardık. Örneğin pazarlamacı departmanı kurup, araç satın almak münhal açıp personelleri seçip eğitmektense, bu konuda profesyonel ve başarılı firmalarla çalışma bize hem maddi katkısı hem de zaman kaybı yaşamadığımzdan hedeflerimize ulaşmakta çok yardımcı oldu. Bize göre zaman rekabet açısından çok önemli bir konudur. Rekabet ettiğimiz firmalar Türkiye’den, Avrupa’dan ithal edilen dünya markalarıdır dolayısıyla zamanı çok iyi kullanmamız gerekiyor. Kısacası sanayici kendi üretim alanına yönelip ürün kalitesini bozmadığı sürece geriye kalan ağlarda kendi bildikleri uzman oldukları görevleri yapınca zaten güzel bir marka ve ürün ortaya çıkar diye düşünmekteyim.

2015 yılında pazarlama ve reklam konularına ağırlık vermeye başladık çünkü ihtiyacımız olan bir marka yaratmaktı. Firmayı devraldığımız dönemde marka algısı çok düşüktü. Hatta ilk başlarda ürünümüz şişelerde kullandığımız nene fotoğrafları yüzünden ki gerçekte anneannemdir kendisi, neneli limonata olarak bilinmeteydi. KKTC’de hizmet veren UCHK Ajansla çalışmaya başladık. Ajansla beraber ilk önce tespit ettiğimiz konu, ürünümüzün mevcut markalaşmasının eksik olduğu ve çok daha iyi bir konumda olabileceği yönündeydi. Hedef olarak; öncelikle bir ulusal marka ve sonrasında da bir dünya markası olabilmeyi belirledik. Ajansla çalışmalarımız ve görüşmelerimiz sırasında reklamın sanayici için ne kadar önemli olduğunu anladım. Reklam ve marka algısı yaratmak için mutlaka yeterli bütçenin ayrılması gerekmektedir ve bu işte iyi olan istatistiki bilgilere sahip piyasayı takip eden profesyonellerle çalışmak şarttır. Sanayicinin en büyük yatırımı reklamdır. 2015-2016 yılının sonunda sosyal medya üzerinden istatistiki bilgi veren bir sitede hem kuzey hem de güney olmak üzerek tüm Kıbrıs’ın en hızlı büyüyüyen içecek markası olduk. Bu bizim için onur verici birşey, ben bunu ayrıca tamamen ajansın sıkı çalışması ve başarısına veriyorum. Bu başarı diğer sanayicilere bence örnek teşkil etmelidir. Markaya ve reklama çok ciddi bütçeler ayrılmalı, şu anki algının aksine önem verilmelidir. Maalesef firmalar reklam ve bu tür markalaşma aktivitelerini gereksiz görmektedirler. Ayrıca reklam açısından çok avantajlı bir ülkedeyiz. Düşünün ki Türkiye’de 80 milyona ulaşmak ne kadar zor ve konumlandırma için ekstra sıkı çalışmak gerekirken, KKTC’de bu target seçimi ve müşteriye ulaşım açısından profesyonel bir ekiple çalışıldığı takdirde çok kolay ve başarı kaçanılmazdır.

  • Piyasadaki yerli ürünler hakkındaki genel düşünceleriniz nelerdir?

Yerli ürün üretiyoruz bizi destekleyin düşüncesinden çıkılması gerektiğine inanmaktayım. Tüketicilerin markayı doğru algılamaları ve tercih etmeleri için nedenleri anlatmamız lazım. Ürünün özellikleri, faydaları, diğer ürünlerden farkları tüketiciye açık bir şekilde aktarılmalıdır, sadece yerli ürünüz bizi tercih edin demek eksiktir. Biz mesela Kıbrıs’ın Gerçek Limonatası diye sloganımızı yarattık ve bunu bir araştırma sonucunda ortaya çıkardık. Pazarda limonata vardı fakat bizden evel gerçek Kıbrıs Limonatası (yapım şekli, limonun sıkılış şekli, şekerin ekleniş şekli vb.) üreten yoktu. Dolayısıyla bizim gerçek Kıbrıs Limontası üretimi yapmamız piyasadaki diğer limonataları “diğer” yapmaktadır. Kendini firma olarak kanıtlamak, markalaşmak ve ürüne güvenmek en önemli etkenlerdir.

  • Ürünleriniz hakkında bilgi alabilirmiyiz? Hammadde seçimi hakkında bilgi alabilirmiyiz?

Genel olarak 3 çeşit ürünmüz vardır. Ana ürünümüz geleneksel cam şişelerde satılan limon şurubu (taze limon suyu ve şeker) ve mandalin suyu (taze mandalin suyu ve şeker) bunlar yıl boyunca aseptik 200 LT’lik varillerde stoklanır. Üretim planına göre, tetra pak dediğimiz karton kutu ambalaj sisteminde KOOP Süt ile anlaşmalıyız variller oraya gider ve orada suyla karıştırılıp pastörize edildikten sonra dolum yapılır. Bu pastörizasyon neticesinde ürünlerin hiç katkı maddesi kullanılmadan 1 yıl raf ömrü olur.

İkinci çeşit ürünümüz, bu yıl Haziran ayında üretime başladığımız sodalı limonatamızdır. Yine burda da kümeleme yöntemiyle Sema İçkileri ile birlikte çalışmatayız. Yine aynı şekilde varillerde lionatalarımız gider, su ve karbondioksit ile karıştırıldıktan sonra sodalı limonata haline gelir ve teneklere doldurulur.

Narenciyenin dönemi olan Ocak-Şubat aylarında üretimi yapmaktayız. Kendi bahçemiz olmadığından her yıl limon ve mandalina bahçelerini kapatıp anlaşmalarımızı yapıyoruz. Belirli dönemlerde de topluyoruz.

Bu yıl ülkemiz limon sıkıntısı yaşadı ve bu durum bizi de etkiledi. Bu sıkıntının plansız üretimden kaynaklı olduğunu düşünmekteyim. Tarım ile ilgili Bakanlığın ülkedeki rekolteden haberi yoktur. Bu yıl tüm ürünü yaklaşık 6000 ton’a yakın ihraç ettiler. Ayrıca limon ağaçlarının kesilip king dediğimiz türden mandalin aşılanması da bu sıkıntıları doğurmuştur. Narenciyenin altını limondur, şimdi maalesef limonun marketlerde fiyatı 12 TL’ye kadar yükseldi. Önerim bu ürüne ihtiyaç olduğundan teşvik sistemi uygulanmasıdır. Limon ağaçlarını aşılayıp mandalin veya portakala dönüştürmek yerine tam tersine ağaçlardan dökülüp toplanmayan portakal ağaçlarının limona dönüştürülmesi daha ileriye dönük hareket olacaktır. Bunun dışında soğuk hava depoları, iklimlendirme, seralama yöntemleri ile bu sorun çözülebilir. Örneğin Lapta bir zamanlar en büyük limon bölgesiydi şimdi imara açıldığından bahçeler hep kesilip inşaata dönüşmüş durumdadır. Diğer bir taraftan Devletin çok müdahale etmesi taraftarı olmadığım halde bir fiyatlandırma politikasının olmayışı aslında üretici için bir sıkıntıdır. Örneğin üretici yıl boyunca sulama, elektrik giderleri gibi masraflarına 1000 TL harcamışsa toplayıp ürünü sattığında 900 Tl civarında bir miktar alır. Bu şekilde olduğundan üretici de vazgeçmeye ve bahçeleri kesmeye satmaya başlamıştır.

  • Sektörünüzde yaşadığınız zorluk var mı? Ne gibi önerileriniz var?

En büyük sıkıntı devletin üretime ve üreticiye katkısının olmamasıdır. Yanıbaşımızda Güney Kıbrıs büyük bir potansiyeldir. Yeşil Hat tüzüğü kapsamında olmadığımızdan oraya ürün satamamaktayız. Güneyle ilgili sıkıntımız da şudur; oradaki Sanayi bakanlığı’nın demecine göre Kuzey’deki üreticiyi denetleyemediklerinden dolayı ilgili standartlarda da üretim yaptığnı bilemediğimizden bu gibi tarımla üretilen ürünler kapsam dışındadır. Biliyorsunuz Hellim konusunda da bu gibi sıkıntılar yaşandığından bağımsız denetçi bir kurum kurulmasıyla ve denetimleri bu kurumun yapmasıyla birlikte bu sıkıntılar giderilecektir. Bu gibi çözümlerin sadece hellimde değil diğer tarım alanlarına da uygulanabilir olduğunu düşünmekteyim. Firma olarak biz ürettiğimiz ürüne güveniyoruz, AB standartlarında olduğunu da biliyoruz, gerekli görülen başka sertifikalar varsa onları da almaya hazırız fakat bu girişimler yapılmadığı sürece hükümetler olarak biz yanı başımızda ve kuzeyin 2-3 katı olan pazara giremiyoruz.

İkinci konu da ürünlerimizi Türkiye’ye gönderememizdir. Kıyı ticareti anlaşmasında limonata dahildir fakat orda yer alan bir maddeye göre ürün içeriğinde Türk şekeri kullanma zorunluluğu yer almaktadır. Biz de KKTC’deki büyükelçiliğe giderek şeker ithal etmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Son 4 yıldır Türkiye’deki iç pazardaki tüketim üretimi bitirdiği için maalesef ihracata kota açmamaktadırlar. Durum böyle olunca biz şekeri alamıyoruz. Bu konuyla ilgili Büyükelçiliğe derdimizi ve talebimizi anlattık şu an müzakereler devam etmektedir. Umarım bir sonuca varır ve Türkiye pazarına giriş yapabiliriz.

  • İleriye yönelik hedefleriniz nelerdir?

Otellere yönelik birkaç çalışmamız var. Kahvaltılarda kullanılmak üzere buzluk ve dispanser denilen aparatları da sağlayacak şekilde irtibatlarımız sürüyor. 1 yıl içerisinde otel, restauran ve cafe sektörlerinin üretim ağını ayırıp dağıtımı aynı tutarak devam etmeyi planlamaktayız. Bu alanlara talebe yönelik daha uygun daha büyük ambalaj ve üretim yöntemleriyle hizmet vermeyi hedefliyoruz.

Bu yıl İngiltere’ye tetra pak üründe limonata ihracatına başladık. 2016’yı ihracat yılı olarak hedeflemiştik ve en zorlu ülkelerden biri olan İngiltere ile başardık. Talepler oldukça iyi, burdaki reklamları takip edip de ürünü isteyenler var. Bir sonraki ihracatımızda teneke ürünümüzü yani sodalı limonatayı da göndereceğiz. İkinci hedef olarak da ihracat için orta doğu ve körfez ülkelerini düşünmekteyiz. Tabii bunların yanında esas amacımız iç piyasada da hacmimizi büyütmeye ve gerçekten ulusal marka sürecini tamamlayı artık dünya markası hedefiyle hedefi büyütmektir.

Lefke’de zeytin işleme ve turşu üretimi konusunda önemli bir yatırıma imza atan Yeşil Lefke Ticaret Ltd. sektörün durumunu değerlendirdi

Lefke’de zeytin işleme ve turşu üretimi konusunda önemli bir yatırıma imza atan Yeşil Lefke Ticaret Ltd. sektörün durumunu değerlendirdi

“Sektörü, kaçak zeytinyağı ve merdiven altı üretim baltalıyor”

Yeşil Lefke Ticaret Ltd. ülkemizde zeytin işleme ve turşu üretimi konusunda yeni yatırımlara imza attı. Şirket Direktörlerinden Ülfet Sezey, kaliteli ve düzgün üretim yapan firmaları kaçak ve merdiven altı imalatın baltaladığını ifade etti. Tesis etrafında 7 bin civarında zeytin ağacı bulunuyor. İşletme ayrıca, turşu sebze üretiminin bir kısmını da kendisi yapıyor.

Deniz Berkol

Eğitim Koordinatörü

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

  • Ülfet Hanım öncelikle sizi ve firmanızı tanıyabilir miyiz?

Firmada Yönetici ve hissedar olarak görev almaktayım. Aile şirketi yapısıyla hizmet veren firmamız 2000 yılında faaliyete geçmiştir. 2008 yılında Lefke Avrupa Üniversitesi Ziraat Mühendisliği Bölümündeki eğitimimi tamamladıktan sonra firmada göreve başladım. Gemikonağı’nda başlayan iş hayatımız daha sonra Kalkanlı’ya kaydı. Kalkanlı’da ilk olarak modern kesintisiz üretim sistem (continue system) ile faaliyetimize devam ettik. Daha sonra bina içerisine geleneksel taş değirmenin modernize halinin sistemini de kurduk. Orda soğuk sıkım yapmaktayız. Soğuk sıkım sisteminin en önemli özelliği; zeytinin zeytinyağına dönüşme aşamasındaki işlem sırasında içerisindeki vitaminin ve besin değerini kaybetmemesini sağlamasıdır. Bu sistem sayesinde yağ sıkıp ayırırken kullanılan suyun derecesini soğuk tuttuğumuzdan dolayı kalitesi yüksek zeytinyağı üretimi yapmaktayız. Tabii soğuk sıkım yaptıklarını söyleyen çoğu Türkiye’de bulunan zeytinyağı üreticisi gerçekten soğuk sıkım yaptıkları zaman %50 yağ kaybı yaşadıklarından, 40 derecenin üstünde ısı verip sıkım yaptıkları halde soğuk sıkım olduğunu iddia etmektedir. Örneğin İtalya’da iyi bir ürün elde edebilmek için 27 derecenin üstünde sıkım yapılmamaktadır. Kesintisiz üretim sisteminin soğuk sıkımdan daha da iyi olanı şu an bizim kullandığımız geleneksel taş baskıda çıkan sistemdir. Biraz teknik olacak ama bu bilgiyi de vermek isterim; yağın içerisinde polikanol dediğimiz değerler vardır ve bu polikanollar yağın besleyiciliğini anlatmaktadır. Sıcak su polikanolları alıp taşıyor, soğuk su ise üstüne yapışamadığından tümü içinde kalıyor. Bu da sıcak ve soğuk sıkımın farkını daha net açıklamıştır ki besleyciliği ve kalite açısından soğuk sıkım önerilmektedir.

İlk olarak bu işe kendi zeytinlerimizden zeytinyağı üretimi yapmakla başladık. Zeytinyağı üretim tesisi olarak başlayan faaliyetimiz, zeytinyağı dolumu, pazarlaması, çakıstes ve zeytin üretimleri ile yelpazemizi genişlettik.

Zeytinyağı çeşitlerimiz; naturel, soğuk sıkım naturel zeytinyağı, sızma zeytinyağı, soğuk sıkım sızma zeytinyağı, karayağ ve Altındamla dediğimiz soğuk sıkım ve asit derecesi maksimum 0,5 olan ürünlerimizi üretmekteyiz. Bunların yanında çakıstez, siyah zeytin, dilim zeytin ve kokteyl zeytin ürünlerimiz vardır. Şu anda yeni üretim yelpazemize ekleyeceğimiz turşu biber ve kornişon ürünlerimize başladık.

Biz hem kendimize Oli markası altında zeytinyağı üretim yaparken aynı zamanda anlaşmalı olduğumuz firmalara fason üretim de yapmaktayız. Örneğin Sarıoğlu Ltd’e Özde markası ile zeytinyağı, Bafra Ltd. ve Arsal Gıda’ya yine zeytinyağı, Mir Gıda’ya çakıstes yapmaktayız. Özmerhan Ltd. ise zeytinyağında tek yetkili dağıtım firmamızdır.

Lefke’de bulunanan modern üretim tesisimiz tamamen kendi öz kaynaklarımızla yapılmış olup 1000 m2 kapalı alana sahiptir. Üretim tesisinde zeytinyağı tankları, zeytin ve zeytinyağı paketleme , zeytin ve zeytinyağı yeraltı depoları, hazır mal deposu ve hammadde depo bölümlerimiz yer almaktadır.

  • Üretim tesisiniz yanında bulunan arazide ekmiş olduğunuz zeytin fidanlarınız ihtiyacınızı karşılamakta mıdır?

Toplam 7000 küsur ağacımız var bunları hepsini kendi öz kaynaklarımız ile diktik ve bakımlarını yapmaktayız. Bunların yanında yerel üreticilerimiz de bulunmaktadır. Tarlalarını sözleşme karşılığı kiralayıp ağaç yetiştiriciliğini, kontrollerini, ürün hasadını herşeyi ile A’dan Z’ye biz yapıyoruz sonra sözleşme sonunda tekrardan üreticiye tarlayı teslim ediyoruz. Biber ve kornişon üretimimizi de yine aynı şekilde hem arazimizden faydalanarak hem de yerel üreticinin tarlasında yetiştiriciliğini üstlenerek yapmaktayız.

  • Zeytinin önemi ve zeytinyağı üretiminde nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgi alabilirmiyiz?

Bilinçli bir üretici zeytin hasatını yaparken mutlaka ağaç üzerinde yapmalıdır, bu en önemli kurallardan biridir yerden toplama zeytinleri aynı yerde kullanmamalıdır. Zeytinler en geç 24 saat içerisinde hasat edilip değirmene getirilmelidir. Bunun dışında plastik kasaların içerisinde zeytinler taşınmalıdır. Torbalara koyulduğunda asit oranı yine yükselecektir. Bu saydıklarım hep zeytinyağı asit oranını minimum düzeyde tutacak faktörlerdir.

Daha sonrasına bakacak olursak çıkan zeytinyağı mutlaka cam veya krom ambalajlar içerisinde ve karanlıkta muhafaza edilmelidir. Plastik bidonları kullanmak yağın kalitesini bozmakla kalmayıp koku da yapmasına sebep olmaktadır. Güneş ve aydınlık ortamlar ise yağın renginin açık olmasına sebep olmaktadır.

  • Sektörünüzdeki yaşadığınız başlıca zorluklar nelerdir?

En büyük sıkıntı marketlerde bulunan ürünlerin kaçak olarak gelip zeytinyağı adı altında satılması ve merdiven altı yöntemlerle üretilmesinin önüne bir türlü geçilememesidir. Bu konuda bizim bir girişimimiz oldu ve şüphe duyduğumuz yağları Türkiye’ye analize gönderik. Yapılan analizlerde de ortaya çıkan bazı ürünlerin içerisinde yabancı madde bulunduğu ortaya çıkmıştır. Piyadasa içersinde ayçiçek yağı olduğu halde zeytinyağı diye satılan ürünler bile bulunmaktadır. Müşterilerin bu konuda hassas ve dikkatli olmasını önermekteyiz. Mutlaka üretim tesisi ve değirmeni olan firmaların markalarını seçmeleri gerekmektedir.